08.17.05
Adana

Evlilik Öncesi
Adana’da kızlar 17 – 18, erkekler asker dönüşü 22 – 23 yaşında evlenme çağına gelmiş olarak kabul edilirler. Adana ve çevresinde, görücü usulü, anlaşarak, beşik kertme, levirat (kocası ölen kadının kayınbiraderiyle evlendirilmesi), kız kaçırma ve akraba evliliklerine rastlanır. Özellikle kız kaçırma ve akraba evlilikleri bölgede dikkati çekecek kadar çoktur. Evlenemeyen gençler, kısmetlerinin açılması için çeşitli yollara başvururlar. Bunlardan bazıları, hocalara giderek kilit açtırma, muska yazdırma, adak adama, dört yol ağzında çeyiz açmadır.
Kız Bakma – Kız Görme
Adana’da evlenme çağına gelmiş oğullarına ailesi önce beğendiği bir kız olup olmadığını sorar. Eğer oğlan kız beğenmeyi ailesine bırakırsa aile dünürcülerle çevreden kız arar. Kız beğenilirse kızı istemek için dünürcü gönderilir.
Kız istemeye giderken “ağzı laf yapan”, “ağzı lafa yakışacak” kişilerle gidilir. İlk istemede kız verilmez. Ancak, ikinci veya üçüncü istemeden sonra kız verilir. Söz kesiminde hediyeler, nişan ve düğün konuşulup söze bağlanır.
Kız verilince iki aile arasında Küçük Tatlı, ağız tatlısı yenir. Buna Fatiha okuma adı da verilir. Erkek tarafı lokum ve baklavayla kız evine gider. İki tarafın en yakın akrabaları bulunur. Bu arada kıza alınacak takılar, eve alınacak eşyalar, başlık veya anaya verilecek süt hakkı konuşulur. Eskiden yedi hacet adı verilen; bir çift Adana burması bilezik, yüzük, küpe, elbise-ayakkabı-giyecekler, başlık parası, halı-kilim, yatak-yorgandan oluşan eşya, takılar ve başlık parasının oğlan tarafından verilmesi kesin kuraldı. Bugün bu adla anılmasa da, yine de bunların çoğu yerine getirilmektedir. Daha sonra eş dost ve akrabaların katılımıyla eğlencenin de olduğu büyük tatlı yapılır. Oğlan evinden gelen tatlı, lokum, kahve vb. evliliğin ağız tadıyla geçmesi için konuklara ikram edilir. Büyük tatlı töreni yapanlardan çoğu nişan yapmaz. Gerek büyük tatlıda gerekse nişanda atkı, atkın ya da kırkım adı verilen takı ve hediye merasimi yapılır.
Nişan
Nişan töreni düğün törenleriyle benzerlik gösterir. Harcamaları genellikle kız tarafı üstlenir, kimi yerlerde ise tüm masrafları oldugu gibi nişan masraflarını da oğlan tarafı karşılar. Eskiden yapılan yemekli nişan törenleri yerini pastalı şerbetli törenlere bırakmıştır. Nişan töreni kız evinde veya kız evinin belirleyeceği yerde yapılır. 
Nişan Şerbeti: Kadınlar arasında yapılan eğlencedir, nişan şerbeti ikram edilir. Nişanlılar bardaklarından birer yudum şerbet içtikten sonra bardaklarını değiştirirler, uğur olsun diye şerbet bardaklarını kırarlar.
Düğün
Son senelerde bır güne inmiş de olsa, geleneksel düğünler üç gün ile bir hafta arasında sürer ve pazartesi veya perşembe günü oğlan evine bayrak dikimiyle başlar. Bayrağın ucuna ayna, soğan, portakal takılır.
Köylerde yapılan bazı düğünler kesimlidir. Kesimli düğünlerde, davulcular gelen konukları karşılar, konuğun ikramını yapar, konuğun önünde çeşitli figürler yaparak ondan para alır. Konuklar saba, çaba adı ile anılan bu parayı düğün sahibine verilmek üzere davulculara bırakırlar. Bu tür düğünlerde, düğünü yönlendiren, çoğunlukla akrabadan biri olan ve abdal ağası adı verilen kişidir.
Düğünün başladığı gün veya ertesi gün, kız evinden alınan çeyiz oğlan evine götürülür. Çeyiz damat evine götürülmeden önce damat tarafı çeyizden bir yastık kaçırır. Kız tarafının gençleri onu kovalar. Yastığı kapıp damada ilk götüren bahşiş alır.
Kız evinden çeyiz çıkarılmadan önce, çeyizde bulunanların tümü tek tek bir kâğıda yazılarak çeyiz senedi hazırlanır. Çeyiz senedi taraflar ve şahitler tarafından imzalanır, muhtar tarafından mühürlenir. Daha sonra, kırmızı kurdelelerle bağlanmış yorganlar, yataklar, yastıklar, mutfak eşyaları, beyaz eşyalar görülecek şekilde üzerinde bayrak asılı kamyona yerleştirilir. Halılar kamyonun yan taraflarından sarkıtılır, davul zurna eşliğinde Baraj’a gidilir, çeyiz sudan geçirilir. Çeyizi götürenler ve almaya gelenler burada oyunlar oynayıp, halaylar çekerler.
Şehirdeki düğünlerde gelin hamamı geleneğine rastlanır. Hamam tasları ve zılgıtlar eşliğinde, hamamda geline kına yakılır. Hamama gidenlerin her biri gelini yıkar, türküler söylenir, oyunlar oynanır. Hamamda konuklara kebap veya kısır, meyve ve içecek ikram edilir.
Kına Gecesi
Adana ve çevresinde kına gecesi törenleri, ekonomik ve kültürel değişime bağlı olarak, eskiye oranla küçülmüştür. Eskiden, âşıklarla türküler söylenerek kız evine gelen kınacılara, kız evi tarafından çeşitli oyunlarla zorluklar çıkarılırdı. Kınacı, et satırı veya balta, telis çuvalı parçası, eskimiş süpürge ve ayna olarak da ekmek sacı ile sözde “tıraş” edilir, oyunlar çıkarılır, gelenlere bilmeceler sorulur, bilemeyen kınacı ağaca asılır ya da cezadan kurtulmak için para verirdi.
Akşam dışarıda ateş yakılır, ateşin ebesi ateşe yaklaşmak isteyenlerle mücadele eder, bu arada herkes ebeyi düşürmeye çalışırdı. Ateşin etrafında oyunlar oynanır, halaylar çekilir, âşıklar türküler söyler, atışmalar yapardı. Gelinin yengesi ile damadın yengesi oyunlar çıkarır, tazı-tavşan oyununu oynarlardı. Kına gecesine giden damat yolda durdurulup, yüksek bir ağaç dalına konan yumurtaları vurması istenir. Vuramazsa kız evi ceza verir.
Günümüzde köy düğünlerindeki kına gecesi törenlerinde, az da olsa bu geleneklere rastlanır. Kına gecesi, cumartesi günü veya gecesinde yapılır.
Oğlan evi kızın giyeceğini, kınasını, çerezi ve mumları, kına davarıyla birlikte davul zurna eşliğinde kız evine getirir. Kız evine gelirken, yolda, kız evi tarafından hazırlanmış çeşitli oyunlarla ve zorluklarla karşılanır.
Kına, gelinin yengeleri veya bahtı açılmamış bir kız tarafından yoğrulur. Köfte şekline getirilen kınalar tepsiye dizilir. Üstlerine mumlar dikilir, mevsim çiçekleri serpilir. Genç kızlar kına tepsisini, kına türküleri eşliğinde, başları üstünde ortaya getirirler. Tepsi başlarında, gelinin etrafında oynarlar. Gelin oturtulur, başına kırmızı şifon örtülür, kına türküleriyle övülür, geline öğütler verilir. Gelin ne kadar çok ağlarsa, o yıl o kadar bereket olacağına inanılır.
Gelinin başı üstünde kelle şeker kırılır. Gençler şekeri kapışırlar. Şekerden bir parça, gerdek gecesinde gelin ile damat için şerbet hazırlamak üzere ayrılır. Gelin oyuna kaldırılır. Daha sonra geline kına yakılır. Gelinin avcuna kına yakılırken para konur. Tepsideki kınalar, gençler tarafından kısmetlerinin açılması için kapışılır.
Oğlan evindeki kına, gece geç saatlere kadar sürer. Güreşler tutulur, ateşler yakılır, oyunlar oynanır, yüzük yarışı yapılır. Damadın serçe parmağına kına yakılır. Erkeklerden biri kadın kılığına girer, çeşitli muziplikler yapar, eğlenirler.
Kınadan sonra kırkım töreni başlar. Kırkım ya da atkın adı verilen bu tören, nişanda ve kına gecesinde kız evinde, gelinin oğlan evine geldiği gün de oğlan evinde yapılmaktadır. Kız ile oğlan masanın başına getirilir. Koluna bir yazma veya havlu bağlanmış bir erkek “atkın”ın ya da “kırkım”ın başladığını ilan eder. Oğlan tarafının en yakınıyla atkın başlar. Sonra, kız tarafına sıra gelir. Parayı atan veya hediyeyi veren kişinin adı yüksek sesle oradaki topluluğa duyurulur. Nişanda ve kınadaki kırkımda, daha ziyade mutfak eşyaları ve para verilmekte, toplanan para ile kızın çeyizinin eksikleri tamamlanmaktadır. Oğlan evinde yapılan kırkımda ise, daha çok para armağanı yapılmaktadır.
Gelin Çıkarma
Düğünün son günüdür. Oğlan tarafı gelin almaya süslenmiş arabalarla ve davullarla gider. Eskiden gelin atla götürülürdü. Gelinin bineceği at, çevrenin en gözde atı olurdu. Atın başı kız tarafının hazırladığı şifon ve peşkirlerle süslenirdi. Kızın dokuduğu nakışlı heybe atın üstüne atılırdı. Gelinin ve atın başına ayna takılırdı. Gelinin evinden çeyizler develere yüklenir, develer gelin alayı ile birlikte giderdi. Develere takılan çanlar devenin yürüyüşünün ahengiyle çalardı. Gelin alayı yolda giderken, kız evi tarafının hazırladığı çeşitli oyunlar ve zorluklarla karşılaşır. Tıpkı kınada olduğu gibi gelin alma gününde de oğlan evi epeyce zorlanır. Bahşiş almadan geçmelerine izin verilmez. Gelen oğlan evi, gelin çıkıncaya kadar oyunlar oynar, halaylar çekerler. Kızın akrabaları, kızı öven veya ona öğütler veren türküler söylerler. Erkek kardeşler kıza kuşak bağlar. Gelin ana babası ve kardeşleriyle vedalaştıktan sonra ana evinden uğurlanır.
Bu arada, oğlan evinden gelini almaya gelen yakınları, yeni evlilerin muratları olsun diye, kız evinden çiçek, evlilikleri uzun ömürlü olsun diye, bakır kap, kız kısmetini de beraberinde götürsün diye bir tabak bir kaşık, kız gittiği eve çivi gibi bağlansın diye çivi çalar. Kız tarafı, gelinin gittiği evde kısmeti bol olsun diye, eline bir parça ekmek verir.
Gelin oğlan evine gelince arabadan hemen inmez. Arabanın üstüne bir tepsi konur ve kırkım başlar. Kayınpeder indirmelik verir. İndirmelik, bağ, bahçe ya da hayvan olabilir. Ardından oğlan evinin yakınları para veya altın verirler. Gelin arabadan iner. Kaynana ve kayınpeder çekilmekte olan halaya katılırlar. Kaynana, gelinin başına arpa, leblebi, kuru üzüm, bozuk para atar.
Gelin evin eşiğine gelince eline verilen bardak veya şişe veya testiyi kırar. Böylece gelinin kalp kırmayacağına ve evliliğinin dağılmayacağına inanılır. Gelin içeriye kaynananın kolunun altından girer. Yanına bir kız bir erkek çocuk getirilir. Bunlar, oklava ile gelinin duvağını açarlar. Gelinle damat odaya girer, getirilen şerbeti yarım yarım içerler. Dışarıda oyunlar devam eder.
Bayrağın indirilmesiyle düğün sona erer. Bayrak, gerdek gecesi damat veya sağdıç tarafından, aynaya nişan alındıktan ve aynanın kırılmasından sonra indirilir. Bir kaynağa göre de erkek evine asılan bayraktai aynayı ilk atışta kıran kişi yüklü bir bahşiş alır.
Gerdekten önce özne övme yapılır. Bekâr arkadaşları damadı alır, gezdirir, eğlendirirler. Sağdıçlar damadı ortaya alır, boyunu posunu mertliğini manilerle överler. Çeşitli oyun ve şakalarla damat giydirilir. Daha sonra, türküler söyleyerek, manilerle eve getirilir, sırtı yumruklanarak içeriye sokulur.
Düğün Yemeği
Adana’da düğün yemekleri aile büyüklerinden oluşan kadınlar tarafından pişirilir, bunlara aşganacı denir. Kız ve erkek evinde ayrı ayrı yemek pişer, oğlan evi koyun veya davar keser, yemeklerde kullanılmak üzere kız evine gönderir.Ahçıyı oğlan evi tutar, misafir ağırlayan evlere de yemek gönderilir.
Düğün töreninde konukları ağırlamak için çeşitli yemekler pişer. Adana yöresinde pişen başlıca yemeklerden bir kaç örnek verılecek olursa.
Düğün Ekmeği: Adana’da düğünden önce düğün ekmeği pişirilir. Düğün ekmeği pişirmek için hamur açıcı kadınlar çağırılır. Hamur, tef çalanıp türkü söylenilerek bir şenlik havasında yoğrulur. Bir döküm ekmek açıldıktan sonra ekmek tahtaları kenara çekilerek halay çekilir. Damat geldiğinde ona yağlı bazlama pişirilir,bunun karşılığında kendisinden bahşiş alınır.
Yüksük Çorbası: Düğün yemeklerinin başında yüksük çorbası gelir. Kadınlar yüksük çorbası hazırlamak için büyük leğenlerde yoğrulmuş hamurlardan yufkalar açarak mantı yaparlar, bir grup kadın da mantıları kapatırlar. Büyük kazanlarda kaynatılmış suya mantı hamuru atılır, piştikten sonra üzerine bol salçalı naneli yağ dökülür istenirse çorbaya nohut konup limon sıkılır.
Ekşili Köfte: Düğün yemeklerinin en çok yapılanlarından biri de ekşili köftedir. Döğmenin incesi yoğrulup özleştirildikten sonra küçük köfteler yapılır. Köfteler nohutla birlikte kaynamış suya atılır. Köfteler piştikten sonra üzerine yağ ve salçada kızartılmış soğan dökülür, nar ekşisi, kuru nane ve baharat ilave edilir.
Davul Aşı: Düğün gününde yapılan etli döğme pilavı, etli kuru fasulye, bulgur pilavı veya pirinç pilavı, patlıcan dolması, lahana ve yaprak sarması yemeklerine davul aşı adı verilir.
Gelin Tatarı: Adana düğün geleneğinde düğünün üçüncü günü olan duvak gününde kazanla gelin tatarı pişirilir, bu bir çeşit mantıdır.
Düğün Sonrası
Gerdeğin ertesi günü duvak günüdür. Bu günde duvak mevlidi okunur. Çarşaf günü, çarşaf mevlidi olarak da anılır. Köylerde duvak günü öğle öncesinde toplanılır. Konuklara bu gün için kesilen davardan öğle yemeği ikram edilir. Kasaba ve şehirlerde, öğleden sonra toplanılır, gelenlere bisküvi-lokum-pasta ikramı yapılır. Son zamanlarda, özellikle şehir merkezinde, duvak, düğünün üçüncü günü yapılmaktadır. Duvak gününe kadınlar çağrılır, bu günde yaygın olarak mevlit okutulur. Mevlidin ardından, kızın oğlan evi bireyleri için getirdiği bohçalar konuklara gösterilir ve sahiplerine verilir. Kaynana gelinin kendisi için hazırladığı mindere oturtularak, kaynana bohçasından giydirilir. Duvağa gelenler gelinin evini gezerler, daha önce hediye getiremeyenler, hediyelerini bugün getirirler. Duvakta, gelen konuklara boncuklu tülbent verilir.
Duvak gününde de çeşitli davranış kalıpları görülür. Bunlardan bazıları: Gelinin başına duvağı örtülür. Bu duvağı, bir oğlan ve bir kız çocuğu alıp, kaçırır, damattan bahşiş alır. Ortaya bir yastık konur. Gelin yastığın etrafında üç kez döndürülür. Yönü kıbleye çevrilir, diz çöktürülür. Mevlitten önce, ortada bir sehpa üzerine, tuz, şeker, gül suyu ve şerbet konur. Mevlit bittikten sonra, okunmuş tuz ve şeker gelin tarafından tadılır, sonra bu tuz ve şeker, gelinin evdeki tuz ve şekerinin içine eklenir. Ardından, gelin, bir dilek tutar ve sehpayı üç kez salavat getirerek kaldırır. Eskiden, duvak günü gelin, sabah erkenden kalkar, düğünde kesilen davarların paçalanyla paça çorbası pişirir, gelen konuklara bu çorbadan ikram edilirdi.
Kaynak: Adana Çevresinde Gelenekler ve Görenekler [Ayşe Çetinçelik, Erman Artun] - turkoloji.cu.edu.tr, hurriyetim.com.tr
İnsanlar tarih öncesi dönemlerden bu yana birlikteliklerini bir şekilde dışa yansıtmışlardır. Bu konudaki bazı teorilere göre ilk sembol, kadınların kaçmasını önleyecek keten ya da sazdan örülmüş bir ip ya da bir deri imiş. Erkek bu ipi ilk olarak kadının ayaklarına ve ellerine bağlayıp kaçmasını engellermiş, kaçmayacağını düşünmeye başladığı zaman ayaklarındaki bağı çözermiş. Kaçmayacağına emin olunca da ellerini çözüp sadece parmağına bağlarmış bunu.
Bir başka teoriye göre ise yüzük yaklaşık 4.800 yıllık, Eski Mısır’a dayanan bir tarihe sahip. Yüzüğün atası olarak Eski Mısır’da uygulanan kenevir gibi bitkilere yüzük şeklinin verilmesi görülmektedir. Yüzüğün sonu olmayan-çember şekli, doğaüstü güçlere ve ölümsüz aşka bağlanıyordu. Bu, aynı zamanda eski toplumlarda büyük önemi olan güneşin ve ayın şekli idi ve bir olmanın sembolüydü.
Romalılar yüzük malzemesi olarak bikti yerine güç ve kalıcılığın sembolü olan demiri kullanmaya başladılar. Bu aşamada evlilik sembolü yüzük, sadece kadınlar tarafından takılan, bir anlamda kocalarının mülkiyetinin göstergesi olma amacı taşıyan birer nişane idi. Hem Romalılar hem de Mısırlılar yüzüğü sol ellerinin dördüncü parmağına takıyorlardı. Daha önceki
Bir sonraki aşamada ise labirent tarzında bükülmeleri olan bilmece yüzükler gündeme geldi. Bu yüzükler ilk olarak yaklaşık 2.000 sene önce Asya’da ortaya çıkıp, ilk ticaret yolları ile daha çok evlilik amaçlı kullanıldıkları Orta Asya’ya geldi. Özellikle sultanlar ve şeyhler tarafından, bütün eşlerinin sadakatlerinin güvencesi olarak takılması zorunlu kılınırdı.
Daha sonraları yüzükler altından yapılmaya ve üzerlerine aşk düğümü, tutuşan iki el gibi işlemeler eklenmeye başlandı.
Ancak kesin ayırım 12. yy’da Papa III. Innocent’ın evliliklere yüzüğün eklenmesi ve törenin kilisede yapılması şartını getirdiğinde gerçekleşti.
Aynı dönemde, Amerika’daki muhafazakarlar evlilik yüzüğünü tamamıyle reddettiler. Onlara göre mücevher ahlak dışı ve kişiyi basitleştiren bir unsurdu. Bunun sonucu olarak evlilik nişanesi olarak yüzük yerine işe yarayacak olan yüksük (dikiş dikerken, iğnenin batmasını önlemek için parmak ucuna takılan kesik koni biçiminde koruncak) kullanıyorlardı. Evlilik sonrası, kadınlar genellikle uç kısmı keserek kendilerine yüzüğü oluşturuyorlardı yine de. Victoria Döneminde (1837-1901) yüzükler ikiz kalplere, çiçeklere boğulurken, Edward Döneminde (1901-1910) yaprak girintileri, gümüş işlemeleri ile şekillenmişti. Onun ardından başlayan Art Deco Hareketi yüzük daha basit, modern bir görüntü aldı. II. Dünya Savaşı sırasında askere giden erkeklerin, geride bıraktıkları eşlerini hatırlamak amacıyla takmalarıyla birlikte, ilk olarak erkekler tarafından da kullanılmaya başlandı.
Değişik kültürlerde değişik anlamı olan yüzüğün her toplumda böyle bir önem taşımaz. Hindistan, Bangladeş gibi ülkelerde evlilik nişanesi olarak yüzüğün kullanılması diğer pek çok özellik gibi batı kültürünün etkisi ile son yıllarda yaygınlaşmaya başlamıştır. Örneğin Hindistanlı bayanlar evli olduklarını saçlarının ön orta kısmını kırmızıya boyayıp, alınlarının ortasına evlilik nişani koyarak belirtirler.
Son yıllarda en çok tercih edilen malzemeler ise evlilik için altın ya da platin, nişan için elmastır ve çoğunlukla ülkelere göre çiftlerin tercihi çeşitlilik gösterir. Hatta bazı çiftler biraz daha kişiselleştirme amacıyla evlilik nişanlarini parmaklarına dövme ile yazdırmaya başlamışlar. Ancak uzmanlar parmağın iyileşme kapasitesi nedeniyle sonucun belirsiz olduğunu, net olmayan ya da dağılmış bir görüntü oluşabileceğini belirtiyorlar. Ayrıca çiftlerin ayrılması durumunda diğer yüzükler kadar da kolay parmaktan çıkartılamayacağı bir gerçek. Her ne kadar Pamela Anderson’un parmağındaki eski eşinin adı Tommy’yi“Mommy-Anne”ye değiştirmesi gibi bir çözüm bulunabilse bile altın bir yüzüğü çıkarmak daha kolay olsa gerek.
Görücü usulü ya da flört ile başlayan bir arkadaşlığı evlilik ile sonuçlandırmak üzere erkek tarafı, aile büyükleri ile kız evine gider. Bele Burun denilen bu olayda aile büyüklerinin kimler olacağı ya da kaç kişi olacağı değişkendir. Bir anlamda söz kesme olayı olan bu ziyarette aileler tanışır, görüşür, nişan ve evlilik tarihleri ile kız için istenilen Mehir (başlık parası, ciddi rakamlara ulaşabilir) gibi konular konuşulur.
Düğünün yapılacağı mekanda bir sofra kurulur. Ahd Sofrası-Nikah Sofrası adı verilen bu sofra beyaz bir örtünün üzerine konulmuş ayna, samdan ve mum, su, seccade, bal, badem, ceviz, sebze, İran’da salata yerine gecen maydonoz, reyhan, dereotu, taze sogan, minik turplar, nane, vb., Kuran-i Kerim, çiçek, ekmek, tatli kurabiye gibi eşyalardan oluşur.
Bekar kızlar 50×150 cm boyutlarında beyaz bir örtüyü gelin ile damadın başlarının üzerinde tutarlar. Örtüyü tutmayan bekar kızlar nikah memuru nikaha başladığı zaman kelle şekerleri birbirine sürterler ki çiftin hayatı da ufalanip toz şeker haline gelen şeker gibi tatli olsun. Bir taraftan da bir diğeri dibi düğümlenmemiş iğne iplikle o örtüyü dikmeye başlar. Kıza ne yaptığı sorulduğunda kız “Kaynananın dilini dikiyorum” der.
Memur geline sorar damat ile evlenmek isteyip istemediğini sorar. Gelin cevap vermez ve arkadan biri “gelin yok çiçek toplamaya gitti” der. Memur tekrar sorar kız yine susar. Memur üçüncü sefer sorduğunda gelin Allah’ın, anne-babasının ve aile büyüklerinin rızasi ile kabul eder. Bunu üzerine damata aynı soru sorulur. O da kabul edince şahitler huzurunda imzalar atılır. Ardından gelin ile damat Kur’an’ın bir sayfasını açip bir ik ayet okurlar, birbirlerinin ağızlarına, hayatları tatlı olsun diye parmakları ile bal yedirirler.
Damat tarafı tarafından yapılan hazırlıklar, düğünden önceki gün gelin yatağının düzenlenmesini içerir. Uğurlu bir saatte, bol çocuğu olan ve yaşayan bir eşe sahip Kısmetli Kadın ya da Kısmetli Erkek tarafından yeni alınmış bir yatak düzenlenir. Bu tören, yatak daha önceden hizmetçiler veya arkadaşlar tarafından hazırlanmış yatağı hafifçe oynatmaktan ibarettir.
Gelin için saç yapımı ayini ve damat için kep giyme ayini, çiftin yetişkinliğe adım attıklarını belirtten, düğün hazırlıklarının en önemli parçalarından birisidir. Mutluluğun sembolü olan kırmızı kıyafet ve diğer tören malzemelerinde ağırlıklı olarak kullanılır.
Havaifişek dumanı, gong sesi ve davullar, kafilenin yola çıktığını haber verir. Damat gelecekteki oğullarını işaret etmek için yanında bir çocuk ve gelin tahteravanı ile beraber en önden ilerler. Arkalarından düğüne katılanlar, müzisyenler, dans eden aslan ve tek boynuzlu at takip eder.
Gelin evine ulaştıklarında damat gelinin arkadaşları ile karşılaşır. Gelinin arkadaşları içinde para olan kırmızı paketler ile tatmin edilmeden gelini vermezler.
Kötülüğü süzecek bir kalbur (shai-tse), ışığı yansıtacak metal bir ayna (king) gelini kötü etkilerden korumak amacıyla tahteravanın arkasına asılır. Bunun yanı sıra gelin çamaşırına, güvenli bir şekilde gelin yatağına varıncaya kadar çıkarmayacağı özel bir ayna iliştirir.
Kafile eve gelmeden hemen önce havaifişekler atılır. Tahteravanın önüne gelinin yere basmasını engelleyecek kırmızı bir halı serilir. Bütün ev halkı gelini karşılamak için bekler.
Gelin ve damat, Cennet ve Dünya, atalar ve mutfak tanrısı(Tsao-Chün)na saygılarını sunacakları aile sunağına yönlendirilirler. Damadın anne-babasına iki lotus tohumu ya da iki kırmızı hurma içeren çay sunulur. Ardından gelin ve damat birbirine eğilerek selam verir. Pekçok bölgede bu düğün töreninin sonudur ancak bazı yörelerde yeni çift tek bir kadehten şarap içerler, tatlı yerler ve birlikte düğün yemeğine katılırlar.
Törenin hemen ardından çift, yatağa oturacakları gelin odasına geçirilir. Bazı bölgelerde bal ve şarap kırmızı bir bağ ile bağlı iki kupaya konulur. gelin ve damat birer yudum alıp kupaları değişirler ve tüm kupayı içerler. Düğün günü ya da izleyen üç gün süresince yatak odası, genç çifte takılacak olan ziyaretçilere açılır.