09.20.05
Neden?
Carolyn Mordecai'nin, değişik kültürlerde evlilik özelliklerinden bahseden Weddings, Dating, and Love Customes of Cultures Worldwide, Including Royalty adlı kitabından.
İnsanlar neden evlenir?
- Evliliğin geleneksel, dini ve ahlaki değerine olan inanç,
- Aşk, refakat, psikolojik ve fiziksel memnuniyet,
- Çocuk sahibi olma ya da çocuğa yasal bir konum sağlama,
- Arkadaşlarının arasında tek bekar olarak kalmama isteği,
- Ebeveyni mutlu etme,
- Zengin olma ya da maddi destek kazanma,
- Sorunlu aile ortamından kaçmak,
- Fiziksel birliktelikte bulunabilmek için toplum tarafından tasdik edilme,
- Yalnızlıktan kurtulma,
- Zengin ya da saygın aileye mensup birisiyle evlenip itibar kazanma,
- İtibarli ve/veya güzel birisine sahip olma,
- Çifti olgunluk ve sorumluluk sahibi bir konuma yükseltme,
- Çocuğunu büyütürken güvenli bir kurum sağlama,
- Finansal ve aile ile ilgili konularda yapılması gereken işleri paylaşma,
- Bütün hayatını bir kişi ile geçirme arzusu,
- Duygusal güvence ve zor zamanlarında birbirini koruma ve kollama,
- Akrabalık bağlarını güçlendirme ve maddi kaynaklari aile içinde tutma,
- Vergi, resmi döküman ve miras gibi konularda hak kazanma,
- Fiziksel ilişkilerden geçen hastalıklardan korunma.
Birbirini seven iki insan neden evlenmez ya da evliliklerini geciktirir?
- Din, ırk, sınıf veya değer sistemindeki farklar,
- Çift henüz evlilik için çok küçük iken ailelerin birbirinden uzak konumlara taşınması,
- Lisans ya da yüksek lisans bitirme isteği,
- İşe ya da iyi maaşa sahip bir işin olmaması ya da iş kaybı,
- Ailenin çiftlerin henüz küçük olduklarını düşünmesi,
- Ailenin, çocuklarının tercihini beğenmemesi,
- Askerlik,
- Çiftin, çevrenin etkisi olarak ya da olmayarak birbirine kırılması,
- Bir aile büyüğünün kaybından ötürü yas tutma,
- Evlenmek için yasal yaşa ulaşmama,
- Zihinsel ya da fiziksel bozukluk,
- Başka ülkede birisi ile evlenme durumunda gerekli vizeyi elde edememe.
08.17.05
Adana

Evlilik Öncesi
Adana’da kızlar 17 – 18, erkekler asker dönüşü 22 – 23 yaşında evlenme çağına gelmiş olarak kabul edilirler. Adana ve çevresinde, görücü usulü, anlaşarak, beşik kertme, levirat (kocası ölen kadının kayınbiraderiyle evlendirilmesi), kız kaçırma ve akraba evliliklerine rastlanır. Özellikle kız kaçırma ve akraba evlilikleri bölgede dikkati çekecek kadar çoktur. Evlenemeyen gençler, kısmetlerinin açılması için çeşitli yollara başvururlar. Bunlardan bazıları, hocalara giderek kilit açtırma, muska yazdırma, adak adama, dört yol ağzında çeyiz açmadır.
Kız Bakma – Kız Görme
Adana’da evlenme çağına gelmiş oğullarına ailesi önce beğendiği bir kız olup olmadığını sorar. Eğer oğlan kız beğenmeyi ailesine bırakırsa aile dünürcülerle çevreden kız arar. Kız beğenilirse kızı istemek için dünürcü gönderilir.
Kız istemeye giderken “ağzı laf yapan”, “ağzı lafa yakışacak” kişilerle gidilir. İlk istemede kız verilmez. Ancak, ikinci veya üçüncü istemeden sonra kız verilir. Söz kesiminde hediyeler, nişan ve düğün konuşulup söze bağlanır.
Kız verilince iki aile arasında Küçük Tatlı, ağız tatlısı yenir. Buna Fatiha okuma adı da verilir. Erkek tarafı lokum ve baklavayla kız evine gider. İki tarafın en yakın akrabaları bulunur. Bu arada kıza alınacak takılar, eve alınacak eşyalar, başlık veya anaya verilecek süt hakkı konuşulur. Eskiden yedi hacet adı verilen; bir çift Adana burması bilezik, yüzük, küpe, elbise-ayakkabı-giyecekler, başlık parası, halı-kilim, yatak-yorgandan oluşan eşya, takılar ve başlık parasının oğlan tarafından verilmesi kesin kuraldı. Bugün bu adla anılmasa da, yine de bunların çoğu yerine getirilmektedir. Daha sonra eş dost ve akrabaların katılımıyla eğlencenin de olduğu büyük tatlı yapılır. Oğlan evinden gelen tatlı, lokum, kahve vb. evliliğin ağız tadıyla geçmesi için konuklara ikram edilir. Büyük tatlı töreni yapanlardan çoğu nişan yapmaz. Gerek büyük tatlıda gerekse nişanda atkı, atkın ya da kırkım adı verilen takı ve hediye merasimi yapılır.
Nişan
Nişan töreni düğün törenleriyle benzerlik gösterir. Harcamaları genellikle kız tarafı üstlenir, kimi yerlerde ise tüm masrafları oldugu gibi nişan masraflarını da oğlan tarafı karşılar. Eskiden yapılan yemekli nişan törenleri yerini pastalı şerbetli törenlere bırakmıştır. Nişan töreni kız evinde veya kız evinin belirleyeceği yerde yapılır. 
Nişan Şerbeti: Kadınlar arasında yapılan eğlencedir, nişan şerbeti ikram edilir. Nişanlılar bardaklarından birer yudum şerbet içtikten sonra bardaklarını değiştirirler, uğur olsun diye şerbet bardaklarını kırarlar.
Düğün
Son senelerde bır güne inmiş de olsa, geleneksel düğünler üç gün ile bir hafta arasında sürer ve pazartesi veya perşembe günü oğlan evine bayrak dikimiyle başlar. Bayrağın ucuna ayna, soğan, portakal takılır.
Köylerde yapılan bazı düğünler kesimlidir. Kesimli düğünlerde, davulcular gelen konukları karşılar, konuğun ikramını yapar, konuğun önünde çeşitli figürler yaparak ondan para alır. Konuklar saba, çaba adı ile anılan bu parayı düğün sahibine verilmek üzere davulculara bırakırlar. Bu tür düğünlerde, düğünü yönlendiren, çoğunlukla akrabadan biri olan ve abdal ağası adı verilen kişidir.
Düğünün başladığı gün veya ertesi gün, kız evinden alınan çeyiz oğlan evine götürülür. Çeyiz damat evine götürülmeden önce damat tarafı çeyizden bir yastık kaçırır. Kız tarafının gençleri onu kovalar. Yastığı kapıp damada ilk götüren bahşiş alır.
Kız evinden çeyiz çıkarılmadan önce, çeyizde bulunanların tümü tek tek bir kâğıda yazılarak çeyiz senedi hazırlanır. Çeyiz senedi taraflar ve şahitler tarafından imzalanır, muhtar tarafından mühürlenir. Daha sonra, kırmızı kurdelelerle bağlanmış yorganlar, yataklar, yastıklar, mutfak eşyaları, beyaz eşyalar görülecek şekilde üzerinde bayrak asılı kamyona yerleştirilir. Halılar kamyonun yan taraflarından sarkıtılır, davul zurna eşliğinde Baraj’a gidilir, çeyiz sudan geçirilir. Çeyizi götürenler ve almaya gelenler burada oyunlar oynayıp, halaylar çekerler.
Şehirdeki düğünlerde gelin hamamı geleneğine rastlanır. Hamam tasları ve zılgıtlar eşliğinde, hamamda geline kına yakılır. Hamama gidenlerin her biri gelini yıkar, türküler söylenir, oyunlar oynanır. Hamamda konuklara kebap veya kısır, meyve ve içecek ikram edilir.
Kına Gecesi
Adana ve çevresinde kına gecesi törenleri, ekonomik ve kültürel değişime bağlı olarak, eskiye oranla küçülmüştür. Eskiden, âşıklarla türküler söylenerek kız evine gelen kınacılara, kız evi tarafından çeşitli oyunlarla zorluklar çıkarılırdı. Kınacı, et satırı veya balta, telis çuvalı parçası, eskimiş süpürge ve ayna olarak da ekmek sacı ile sözde “tıraş” edilir, oyunlar çıkarılır, gelenlere bilmeceler sorulur, bilemeyen kınacı ağaca asılır ya da cezadan kurtulmak için para verirdi.
Akşam dışarıda ateş yakılır, ateşin ebesi ateşe yaklaşmak isteyenlerle mücadele eder, bu arada herkes ebeyi düşürmeye çalışırdı. Ateşin etrafında oyunlar oynanır, halaylar çekilir, âşıklar türküler söyler, atışmalar yapardı. Gelinin yengesi ile damadın yengesi oyunlar çıkarır, tazı-tavşan oyununu oynarlardı. Kına gecesine giden damat yolda durdurulup, yüksek bir ağaç dalına konan yumurtaları vurması istenir. Vuramazsa kız evi ceza verir.
Günümüzde köy düğünlerindeki kına gecesi törenlerinde, az da olsa bu geleneklere rastlanır. Kına gecesi, cumartesi günü veya gecesinde yapılır.
Oğlan evi kızın giyeceğini, kınasını, çerezi ve mumları, kına davarıyla birlikte davul zurna eşliğinde kız evine getirir. Kız evine gelirken, yolda, kız evi tarafından hazırlanmış çeşitli oyunlarla ve zorluklarla karşılanır.
Kına, gelinin yengeleri veya bahtı açılmamış bir kız tarafından yoğrulur. Köfte şekline getirilen kınalar tepsiye dizilir. Üstlerine mumlar dikilir, mevsim çiçekleri serpilir. Genç kızlar kına tepsisini, kına türküleri eşliğinde, başları üstünde ortaya getirirler. Tepsi başlarında, gelinin etrafında oynarlar. Gelin oturtulur, başına kırmızı şifon örtülür, kına türküleriyle övülür, geline öğütler verilir. Gelin ne kadar çok ağlarsa, o yıl o kadar bereket olacağına inanılır.
Gelinin başı üstünde kelle şeker kırılır. Gençler şekeri kapışırlar. Şekerden bir parça, gerdek gecesinde gelin ile damat için şerbet hazırlamak üzere ayrılır. Gelin oyuna kaldırılır. Daha sonra geline kına yakılır. Gelinin avcuna kına yakılırken para konur. Tepsideki kınalar, gençler tarafından kısmetlerinin açılması için kapışılır.
Oğlan evindeki kına, gece geç saatlere kadar sürer. Güreşler tutulur, ateşler yakılır, oyunlar oynanır, yüzük yarışı yapılır. Damadın serçe parmağına kına yakılır. Erkeklerden biri kadın kılığına girer, çeşitli muziplikler yapar, eğlenirler.
Kınadan sonra kırkım töreni başlar. Kırkım ya da atkın adı verilen bu tören, nişanda ve kına gecesinde kız evinde, gelinin oğlan evine geldiği gün de oğlan evinde yapılmaktadır. Kız ile oğlan masanın başına getirilir. Koluna bir yazma veya havlu bağlanmış bir erkek “atkın”ın ya da “kırkım”ın başladığını ilan eder. Oğlan tarafının en yakınıyla atkın başlar. Sonra, kız tarafına sıra gelir. Parayı atan veya hediyeyi veren kişinin adı yüksek sesle oradaki topluluğa duyurulur. Nişanda ve kınadaki kırkımda, daha ziyade mutfak eşyaları ve para verilmekte, toplanan para ile kızın çeyizinin eksikleri tamamlanmaktadır. Oğlan evinde yapılan kırkımda ise, daha çok para armağanı yapılmaktadır.
Gelin Çıkarma
Düğünün son günüdür. Oğlan tarafı gelin almaya süslenmiş arabalarla ve davullarla gider. Eskiden gelin atla götürülürdü. Gelinin bineceği at, çevrenin en gözde atı olurdu. Atın başı kız tarafının hazırladığı şifon ve peşkirlerle süslenirdi. Kızın dokuduğu nakışlı heybe atın üstüne atılırdı. Gelinin ve atın başına ayna takılırdı. Gelinin evinden çeyizler develere yüklenir, develer gelin alayı ile birlikte giderdi. Develere takılan çanlar devenin yürüyüşünün ahengiyle çalardı. Gelin alayı yolda giderken, kız evi tarafının hazırladığı çeşitli oyunlar ve zorluklarla karşılaşır. Tıpkı kınada olduğu gibi gelin alma gününde de oğlan evi epeyce zorlanır. Bahşiş almadan geçmelerine izin verilmez. Gelen oğlan evi, gelin çıkıncaya kadar oyunlar oynar, halaylar çekerler. Kızın akrabaları, kızı öven veya ona öğütler veren türküler söylerler. Erkek kardeşler kıza kuşak bağlar. Gelin ana babası ve kardeşleriyle vedalaştıktan sonra ana evinden uğurlanır.
Bu arada, oğlan evinden gelini almaya gelen yakınları, yeni evlilerin muratları olsun diye, kız evinden çiçek, evlilikleri uzun ömürlü olsun diye, bakır kap, kız kısmetini de beraberinde götürsün diye bir tabak bir kaşık, kız gittiği eve çivi gibi bağlansın diye çivi çalar. Kız tarafı, gelinin gittiği evde kısmeti bol olsun diye, eline bir parça ekmek verir.
Gelin oğlan evine gelince arabadan hemen inmez. Arabanın üstüne bir tepsi konur ve kırkım başlar. Kayınpeder indirmelik verir. İndirmelik, bağ, bahçe ya da hayvan olabilir. Ardından oğlan evinin yakınları para veya altın verirler. Gelin arabadan iner. Kaynana ve kayınpeder çekilmekte olan halaya katılırlar. Kaynana, gelinin başına arpa, leblebi, kuru üzüm, bozuk para atar.
Gelin evin eşiğine gelince eline verilen bardak veya şişe veya testiyi kırar. Böylece gelinin kalp kırmayacağına ve evliliğinin dağılmayacağına inanılır. Gelin içeriye kaynananın kolunun altından girer. Yanına bir kız bir erkek çocuk getirilir. Bunlar, oklava ile gelinin duvağını açarlar. Gelinle damat odaya girer, getirilen şerbeti yarım yarım içerler. Dışarıda oyunlar devam eder.
Bayrağın indirilmesiyle düğün sona erer. Bayrak, gerdek gecesi damat veya sağdıç tarafından, aynaya nişan alındıktan ve aynanın kırılmasından sonra indirilir. Bir kaynağa göre de erkek evine asılan bayraktai aynayı ilk atışta kıran kişi yüklü bir bahşiş alır.
Gerdekten önce özne övme yapılır. Bekâr arkadaşları damadı alır, gezdirir, eğlendirirler. Sağdıçlar damadı ortaya alır, boyunu posunu mertliğini manilerle överler. Çeşitli oyun ve şakalarla damat giydirilir. Daha sonra, türküler söyleyerek, manilerle eve getirilir, sırtı yumruklanarak içeriye sokulur.
Düğün Yemeği
Adana’da düğün yemekleri aile büyüklerinden oluşan kadınlar tarafından pişirilir, bunlara aşganacı denir. Kız ve erkek evinde ayrı ayrı yemek pişer, oğlan evi koyun veya davar keser, yemeklerde kullanılmak üzere kız evine gönderir.Ahçıyı oğlan evi tutar, misafir ağırlayan evlere de yemek gönderilir.
Düğün töreninde konukları ağırlamak için çeşitli yemekler pişer. Adana yöresinde pişen başlıca yemeklerden bir kaç örnek verılecek olursa.
Düğün Ekmeği: Adana’da düğünden önce düğün ekmeği pişirilir. Düğün ekmeği pişirmek için hamur açıcı kadınlar çağırılır. Hamur, tef çalanıp türkü söylenilerek bir şenlik havasında yoğrulur. Bir döküm ekmek açıldıktan sonra ekmek tahtaları kenara çekilerek halay çekilir. Damat geldiğinde ona yağlı bazlama pişirilir,bunun karşılığında kendisinden bahşiş alınır.
Yüksük Çorbası: Düğün yemeklerinin başında yüksük çorbası gelir. Kadınlar yüksük çorbası hazırlamak için büyük leğenlerde yoğrulmuş hamurlardan yufkalar açarak mantı yaparlar, bir grup kadın da mantıları kapatırlar. Büyük kazanlarda kaynatılmış suya mantı hamuru atılır, piştikten sonra üzerine bol salçalı naneli yağ dökülür istenirse çorbaya nohut konup limon sıkılır.
Ekşili Köfte: Düğün yemeklerinin en çok yapılanlarından biri de ekşili köftedir. Döğmenin incesi yoğrulup özleştirildikten sonra küçük köfteler yapılır. Köfteler nohutla birlikte kaynamış suya atılır. Köfteler piştikten sonra üzerine yağ ve salçada kızartılmış soğan dökülür, nar ekşisi, kuru nane ve baharat ilave edilir.
Davul Aşı: Düğün gününde yapılan etli döğme pilavı, etli kuru fasulye, bulgur pilavı veya pirinç pilavı, patlıcan dolması, lahana ve yaprak sarması yemeklerine davul aşı adı verilir.
Gelin Tatarı: Adana düğün geleneğinde düğünün üçüncü günü olan duvak gününde kazanla gelin tatarı pişirilir, bu bir çeşit mantıdır.
Düğün Sonrası
Gerdeğin ertesi günü duvak günüdür. Bu günde duvak mevlidi okunur. Çarşaf günü, çarşaf mevlidi olarak da anılır. Köylerde duvak günü öğle öncesinde toplanılır. Konuklara bu gün için kesilen davardan öğle yemeği ikram edilir. Kasaba ve şehirlerde, öğleden sonra toplanılır, gelenlere bisküvi-lokum-pasta ikramı yapılır. Son zamanlarda, özellikle şehir merkezinde, duvak, düğünün üçüncü günü yapılmaktadır. Duvak gününe kadınlar çağrılır, bu günde yaygın olarak mevlit okutulur. Mevlidin ardından, kızın oğlan evi bireyleri için getirdiği bohçalar konuklara gösterilir ve sahiplerine verilir. Kaynana gelinin kendisi için hazırladığı mindere oturtularak, kaynana bohçasından giydirilir. Duvağa gelenler gelinin evini gezerler, daha önce hediye getiremeyenler, hediyelerini bugün getirirler. Duvakta, gelen konuklara boncuklu tülbent verilir.
Duvak gününde de çeşitli davranış kalıpları görülür. Bunlardan bazıları: Gelinin başına duvağı örtülür. Bu duvağı, bir oğlan ve bir kız çocuğu alıp, kaçırır, damattan bahşiş alır. Ortaya bir yastık konur. Gelin yastığın etrafında üç kez döndürülür. Yönü kıbleye çevrilir, diz çöktürülür. Mevlitten önce, ortada bir sehpa üzerine, tuz, şeker, gül suyu ve şerbet konur. Mevlit bittikten sonra, okunmuş tuz ve şeker gelin tarafından tadılır, sonra bu tuz ve şeker, gelinin evdeki tuz ve şekerinin içine eklenir. Ardından, gelin, bir dilek tutar ve sehpayı üç kez salavat getirerek kaldırır. Eskiden, duvak günü gelin, sabah erkenden kalkar, düğünde kesilen davarların paçalanyla paça çorbası pişirir, gelen konuklara bu çorbadan ikram edilirdi.
Kaynak: Adana Çevresinde Gelenekler ve Görenekler [Ayşe Çetinçelik, Erman Artun] – turkoloji.cu.edu.tr, hurriyetim.com.tr
08.15.05
Yüzük
İnsanlar tarih öncesi dönemlerden bu yana birlikteliklerini bir şekilde dışa yansıtmışlardır. Bu konudaki bazı teorilere göre ilk sembol, kadınların kaçmasını önleyecek keten ya da sazdan örülmüş bir ip ya da bir deri imiş. Erkek bu ipi ilk olarak kadının ayaklarına ve ellerine bağlayıp kaçmasını engellermiş, kaçmayacağını düşünmeye başladığı zaman ayaklarındaki bağı çözermiş. Kaçmayacağına emin olunca da ellerini çözüp sadece parmağına bağlarmış bunu.
Bir başka teoriye göre ise yüzük yaklaşık 4.800 yıllık, Eski Mısır’a dayanan bir tarihe sahip. Yüzüğün atası olarak Eski Mısır’da uygulanan kenevir gibi bitkilere yüzük şeklinin verilmesi görülmektedir. Yüzüğün sonu olmayan-çember şekli, doğaüstü güçlere ve ölümsüz aşka bağlanıyordu. Bu, aynı zamanda eski toplumlarda büyük önemi olan güneşin ve ayın şekli idi ve bir olmanın sembolüydü.
Romalılar yüzük malzemesi olarak bikti yerine güç ve kalıcılığın sembolü olan demiri kullanmaya başladılar. Bu aşamada evlilik sembolü yüzük, sadece kadınlar tarafından takılan, bir anlamda kocalarının mülkiyetinin göstergesi olma amacı taşıyan birer nişane idi. Hem Romalılar hem de Mısırlılar yüzüğü sol ellerinin dördüncü parmağına takıyorlardı. Daha önceki yazıda da belirtildiği gibi bu parmaktan geçen bir damarın direk kalbe gittiği düşünülüyor ve kalıcı aşkın sembolü olduğu vurgulanıyordu. Ayrıca bu parmakta yumuşak metal fazla aşınmıyor ve parmağa da fazla zarar vermiyordu.
Bir sonraki aşamada ise labirent tarzında bükülmeleri olan bilmece yüzükler gündeme geldi. Bu yüzükler ilk olarak yaklaşık 2.000 sene önce Asya’da ortaya çıkıp, ilk ticaret yolları ile daha çok evlilik amaçlı kullanıldıkları Orta Asya’ya geldi. Özellikle sultanlar ve şeyhler tarafından, bütün eşlerinin sadakatlerinin güvencesi olarak takılması zorunlu kılınırdı.
Daha sonraları yüzükler altından yapılmaya ve üzerlerine aşk düğümü, tutuşan iki el gibi işlemeler eklenmeye başlandı.
860 yılında Papa Nicolas evliliğin ve nişanin belirtisi olarak altın yüzük kullanılması gerektiğini belirtti (damadın yaptığı finansal bir anlaşma olarak da yorumlanıyor). Ayrıca bu olay ile birlikte ilk olarak nişan yüzüğü ile düğün yüzüğü bir birinden ayrılmış oluyordu.
Ancak kesin ayırım 12. yy’da Papa III. Innocent’ın evliliklere yüzüğün eklenmesi ve törenin kilisede yapılması şartını getirdiğinde gerçekleşti.
1477 yılında Avusturya Arşidük’ü Maximillian Burgundy’li Mary’ye verdiği elmas nişan yüzüğü ile elmas da yüzüğün bir parçası haline geldi (Asya ülkelerinde zaten değerli taşlar uzun zamandır yüzüğün birer parçası idi ancak yüzük bu toplumlarda evlilik sembolü özelliği taşımıyordu). Bu dönemde ve ortaçağ boyunca sertliği ile elmas kalıcı aşkın en büyük göstergesi olması nedeniyle nişan yüzüklerinde kullanıldı. Aynı zamanda nadir sadece çok zenginlerin karşılayabileceği kadar pahalıydı.
Rönesans ile gümüş yüzük büyük bir önem kazandı ve 17. asır boyunca düğün yüzüğü olma özelliğini korudu.
Aynı dönemde, Amerika’daki muhafazakarlar evlilik yüzüğünü tamamıyle reddettiler. Onlara göre mücevher ahlak dışı ve kişiyi basitleştiren bir unsurdu. Bunun sonucu olarak evlilik nişanesi olarak yüzük yerine işe yarayacak olan yüksük (dikiş dikerken, iğnenin batmasını önlemek için parmak ucuna takılan kesik koni biçiminde koruncak) kullanıyorlardı. Evlilik sonrası, kadınlar genellikle uç kısmı keserek kendilerine yüzüğü oluşturuyorlardı yine de. Victoria Döneminde (1837-1901) yüzükler ikiz kalplere, çiçeklere boğulurken, Edward Döneminde (1901-1910) yaprak girintileri, gümüş işlemeleri ile şekillenmişti. Onun ardından başlayan Art Deco Hareketi yüzük daha basit, modern bir görüntü aldı. II. Dünya Savaşı sırasında askere giden erkeklerin, geride bıraktıkları eşlerini hatırlamak amacıyla takmalarıyla birlikte, ilk olarak erkekler tarafından da kullanılmaya başlandı.
Değişik kültürlerde değişik anlamı olan yüzüğün her toplumda böyle bir önem taşımaz. Hindistan, Bangladeş gibi ülkelerde evlilik nişanesi olarak yüzüğün kullanılması diğer pek çok özellik gibi batı kültürünün etkisi ile son yıllarda yaygınlaşmaya başlamıştır. Örneğin Hindistanlı bayanlar evli olduklarını saçlarının ön orta kısmını kırmızıya boyayıp, alınlarının ortasına evlilik nişani koyarak belirtirler.
Son yıllarda en çok tercih edilen malzemeler ise evlilik için altın ya da platin, nişan için elmastır ve çoğunlukla ülkelere göre çiftlerin tercihi çeşitlilik gösterir. Hatta bazı çiftler biraz daha kişiselleştirme amacıyla evlilik nişanlarini parmaklarına dövme ile yazdırmaya başlamışlar. Ancak uzmanlar parmağın iyileşme kapasitesi nedeniyle sonucun belirsiz olduğunu, net olmayan ya da dağılmış bir görüntü oluşabileceğini belirtiyorlar. Ayrıca çiftlerin ayrılması durumunda diğer yüzükler kadar da kolay parmaktan çıkartılamayacağı bir gerçek. Her ne kadar Pamela Anderson’un parmağındaki eski eşinin adı Tommy’yi“Mommy-Anne”ye değiştirmesi gibi bir çözüm bulunabilse bile altın bir yüzüğü çıkarmak daha kolay olsa gerek.
<span style=”font-family:trebuchet ms;font-size:85%;”>Kaynak: Village Voice – www.villagevoice.com, Harriet Kelsall Jewellery Design – www.hkjewellery.co.uk, www.wedfrugal.com, Bijoux Extraordinaire – www.jewelryexpert.com </span>
08.11.05
İran-II
İran ile ilgili bir önceki yazının başlığından, ilgili yazının İran’da bulunan Azeri Türklerine ait özellikleri belirtiği anlaşılıyordu. Bu yazıyı yayınlamamda yardımcı olan arkadaşım Gülüm, bu öğelerin İran’da yapılan düğünlerin genel özellikleri olduğunu belirtti. Başlıkta o nedenle ufak bir değişiklik yapmam gerekti.
Görüşmemiz sırasında ayrıca bir unsuru daha aktardı.
İran’da düğünün ertesi günü, gelinin evine düğüne davetli bayanlar ziyarete gider. Yine yemekler yenilir, sohbetler edilir. Bande-i Taht denen bu günde yeni gelinin evi görülür. Ayrıca takı takmayıp da hediye vermek isteyenler hediyelerini bugün verirler.
08.09.05
İran
KIZ İSTEME
Görücü usulü ya da flört ile başlayan bir arkadaşlığı evlilik ile sonuçlandırmak üzere erkek tarafı, aile büyükleri ile kız evine gider. Bele Burun denilen bu olayda aile büyüklerinin kimler olacağı ya da kaç kişi olacağı değişkendir. Bir anlamda söz kesme olayı olan bu ziyarette aileler tanışır, görüşür, nişan ve evlilik tarihleri ile kız için istenilen Mehir (başlık parası, ciddi rakamlara ulaşabilir) gibi konular konuşulur.
NİŞAN
Nişan gününde aile bütçesine göre kiralanan bir salonda ya da evde ya da açık bir alanda yemekli, ailenin görüşüne göre çalgılı bir eğlence düzenlenir. Çalgı ve şarkı İran’da yasak olduğu için bu süre zarfında askerlerin de gönlü hoş tutulur.
Nişan töreninde erkek kıza çiçek getirir. Bu çiçek bilezik şeklindedir ve elbisesi ve bileği ile uyumlu bir şekilde çiçekçide yaptırılır. Yüzükleri bir aile büyüğünün takması gibi gelin ile damadın birbirine takması da görülür. Son zamanlara kadar yüzükleri kurdele ile bağlama geleneği olmasa da son yıllarda epey moda olan bir uygulamadır.
Hem nişan hem de düğün resimleri bir fotoğrafçı tarafından güzel manzaralı bir yerde çekilir. Orada resimler, sadece gelin ve damadın oynadığı bir klip havasında çekilir. Çiftin en romantik anları çekilmeye çalışılır, birbirine koşarlarken, birbirini öperken, bakarken, vb.
NİKAH-DÜĞÜN
Nikah gününde damat kızı almaya gider. Gelini alacak araba yıkanmış ve süslenmistir. Son yıllarda başlayan bir başka uygulama da nikah odalarıdır. Damat gelini resmi bir mekan olan nikah odasına getirir. Bu odalar küçüktür ve 10-15 kişi ancak alır. Ailelerin de bulunduğu bir törende bir nikah memuru çiftin nikahını kıyar. Bu ilk nikaha Ahd adı verilir.
Nikah kıyıldıktan sonra bir süre daha (bir seneyi bulabilir bu süre) gelin ve damat kendi evlerinde yaşamaya devam eder. Bu ayrı yaşama düğüne kadar devam eder.
Düğün günü göstermelik bir nikah töreni yapılır. Nikah salonu diye bir kavram olmadığı için düğün ya evde yada kiralanan bir salonda yapılır.
Düğünün yapılacağı mekanda bir sofra kurulur. Ahd Sofrası-Nikah Sofrası adı verilen bu sofra beyaz bir örtünün üzerine konulmuş ayna, samdan ve mum, su, seccade, bal, badem, ceviz, sebze, İran’da salata yerine gecen maydonoz, reyhan, dereotu, taze sogan, minik turplar, nane, vb., Kuran-i Kerim, çiçek, ekmek, tatli kurabiye gibi eşyalardan oluşur.
Gelin damadın kolunda salona girerken üzenlik yakılır ve süslerö şekerler atılır. Gelin ile damat sofranın hemen yanındaki puflara yanyana otururlar.
Bekar kızlar 50×150 cm boyutlarında beyaz bir örtüyü gelin ile damadın başlarının üzerinde tutarlar. Örtüyü tutmayan bekar kızlar nikah memuru nikaha başladığı zaman kelle şekerleri birbirine sürterler ki çiftin hayatı da ufalanip toz şeker haline gelen şeker gibi tatli olsun. Bir taraftan da bir diğeri dibi düğümlenmemiş iğne iplikle o örtüyü dikmeye başlar. Kıza ne yaptığı sorulduğunda kız “Kaynananın dilini dikiyorum” der.
Memur geline sorar damat ile evlenmek isteyip istemediğini sorar. Gelin cevap vermez ve arkadan biri “gelin yok çiçek toplamaya gitti” der. Memur tekrar sorar kız yine susar. Memur üçüncü sefer sorduğunda gelin Allah’ın, anne-babasının ve aile büyüklerinin rızasi ile kabul eder. Bunu üzerine damata aynı soru sorulur. O da kabul edince şahitler huzurunda imzalar atılır. Ardından gelin ile damat Kur’an’ın bir sayfasını açip bir ik ayet okurlar, birbirlerinin ağızlarına, hayatları tatlı olsun diye parmakları ile bal yedirirler.
Bu işlemlerin ardından takı merasimi başlar. Bu işlem sırasında kimin ne taktığı duyrulur. Fotoğraf çekilir, yemek ve eğlence başlar.
08.07.05
ÇİN
KARAR AŞAMASI
Tüm evlilik aşaması, evlilik teklifi ve kabulü ile başlar. Bu aşamada bütün görev, iki aile arasında anlaşmayı sağlayacak olan arabulucunundur (çöpçatan). Evlilik teklifi ve nişan gibi önemli konuları gelin ve damattan ziyade ebevenyler tartışıp bir anlaşmaya varırlar. Atalara ait çizginin ve aileler arasında yeni anlaşmaları sağlayacak olan evlilik gençlerin tecrübesiz ve aceleci ellerine bırakılamayacak önemlidir.
Erkek tarafı gelin adayını belirledikten sonra bir arabulucu kiz tarafina hediyeler sunarlar. Kız tarafı teklifi olumlu karşılarlarsa arabulucuya kızın doğum tarihi ve saati belirten belgeyi verirler.
Damatın ailesi bu belgeyi atalarının sunağında üç gün tutarlar. Bu süre zarfında aile büyüklerinin kavga etmesi, bir eşyanın kaybı gibi uğursuz alametler olmazsa aile bu bilgiler ile bir astroloji uzmanına danışıp seçilen kişinin oğullari için iyi bir eş olup olmayacağını öğrenirler. Tüm sonuçlar olumlu ise oğullarının doğum tarih ve saat bilgilerini arabulucuya verirler ve kız tarafı aynı aşamaları geçerler.
Bütün sonuçlar olumlu ise aileler buluşmaya karar verirler. Bu görüşmede iki taraf da diğer tarafın görünüşü, eğitimi, karakteri ve sosyal pozisyonunu inceler ve ikna olurlarsa söz kesimi gerçekleşir.
SÖZ KESİMİ
İlk aşamada aile büyükleri karşı tarafa niyetlerinin nişanesi olarak itimatname verirler. İki aile ciddi bir pazarlik sonucunda kız tarafına verilecek hediyelerı kararlaştırırlar. İtimatnameler sunulduktan sonra arabulucu gelinin ailesine, damatın ailesi tarafından seçilmiş uğurlu günler arasından evlilik ve nişan hediyelerinin teslimi için gün belirlemelerini ister.
Erkek tarafı çay, tavuk, horoz, şeker, “Ejderha-Erkek” ve “Zümrüdüanka-Dişi” gelin pastaları, tütün gibi eşyalar ile birlikte para da hediye eder. Çay, bu tarz hediyeler arasında en önemlisidir, hatta bazı bölgelerde “çay hediyeleri (Cha-li)” olarak adlandirililar. Kız tarafı da kıyafet ve yiyecek hediye ederek karşılık verir.
Hem nişanı duyurmak, hem de evlilik ziyafetine davet edildiklerini belirtmek amacıyla kız evi, damat tarafından gelen gelin pastalarını akraba ve tanıdıklara sergilerler. Kekin dağitimi ise sıkı bir görgü kuralına göre gerçekleşir. Büyüklük ve yakınlığa göre kişiye verilen pasta sayısı değişir ve gelin pastalarından almış kişilerin gelinin ailesine tebrik hediyeleri sunmaları beklenir.
Hediyeler, damadın ailesinin gelini yetiştirdikleri için bir teşekkür niteliğindedir ve kız tarafının hediyeleri alması kızı taahut ettikleri anlamına gelir. Gelin ile damat henüz tanışmamış da olsalar söz kesilmiştir ve kız damadın ailesine verilecektir.
Söz hediyelerinin verilmesini izleyen bir iki gün içerisinde kızın ailesi erkek evine günlük kullanım eşyalari, meyva ve bozuk para ile dolu testiden oluşan kızın çeyizlerini yollar. Bu kız tarafının sosyal statüsünü ve kızlarına olan sevgilerini göstermek açısından çok önemlidir, zengin aileler çoğu zaman kıza eşlik edecek hizmetçileri de bu aşamada yollar. Söz eğer çocuklar arasında gerçekleşmemiş ise bir iki sene, aksi taktirde çocuklar evlenebilecek bir yaşa gelinceye kadar devam eder.
EVLİLİK GÜNÜNE HAZIRLIK
Çatıarasından Çıkış
Evinden ayrılacağa güne hazırlanmak açısından gelin adayı günlük rutinden çekilir ve evde ayrılmış bir kısımda en yakın arkadaşları ile birlikte yaşamaya başlar. Bu süre zarfında ailesinden ayrılmasına neden olduğu için arabulucuya, damadın ailesine hatta kendi ailesine beddualar eden ağıtlar söyler. Bu uzatılmış gece kalmaları genel olarak çatıarasında gerçekleştiği için “çatıarasından çıkış” olarak adlandırılır.
Gelin Yatağının Yapılması
Damat tarafı tarafından yapılan hazırlıklar, düğünden önceki gün gelin yatağının düzenlenmesini içerir. Uğurlu bir saatte, bol çocuğu olan ve yaşayan bir eşe sahip Kısmetli Kadın ya da Kısmetli Erkek tarafından yeni alınmış bir yatak düzenlenir. Bu tören, yatak daha önceden hizmetçiler veya arkadaşlar tarafından hazırlanmış yatağı hafifçe oynatmaktan ibarettir.
Yatak yerleştikten sonra, doğurganlığın işareti olarak yatağa çocuklar davet edilir-ne kadar çok o kadar iyi. Aynı nedenle yatak kırmızı hurma, portakal, fıstık, nar ve başka meyvalar ile donatılır ve çocukların bu meyvalar için kapışması en hoş sahneleri oluşturur.
DÜĞÜN GÜNÜ
Gelin için saç yapımı ayini ve damat için kep giyme ayini, çiftin yetişkinliğe adım attıklarını belirtten, düğün hazırlıklarının en önemli parçalarından birisidir. Mutluluğun sembolü olan kırmızı kıyafet ve diğer tören malzemelerinde ağırlıklı olarak kullanılır.
“Saç Yapımı” Ayini
Düğün sabahı (ya da bir gece önce), bir çeşit greyfurtun (pummelo) içine işlemiş olduğu su ile kötü etkilerden kurtulmak amacıyla yıkanır. Bu ayrıca cildini yumuşatarak kozmetik bir amaç da taşır. Yeni iççamaşırları giyerek ejderha-zümrüdüanka mumlari önüne oturur.
İyişanslı kadın gelinin hazırlığında bulunur ve uğurlu sözler ile gelinin saçlarını evli kadın saçı modelinde toplar. Saçı yapılan gelin sığınağından çıkar. Hole İyişanslı kadın ya da en büyük görümcesi arkasında taşınır. Burada bir kalburun içine yerleştirilmiş olan ceketi, eteği ve kırmızı ayakkabıyı giyer.
Gelinin yüzü, gelin anka tacına asılı kırmızı ipek bir duvak ya da boncuk ya da püskül ile kapalıdır. Evlilik hazırlıklarını tamamlayan gelin anne-babasına ve atalarına ait sunağa eğilir ve damadın evinden gelecek olan kafileyi beklemeye başlar.
“Kep” Ayini
Omzunda ipek bir top, kırmızı ipek bir kuşak, kırmızı ayakkabı ve uzun bir cübbe giymis olan damat, babası başına selvi yaprakları ile süslü kepi giydirirken aile sunağına diz çöker. Damat önce Cennet ve Dünya yazıtına, ardından atalarina, en son olarak da anne-babasına ve aile bireylerine eğilerek selam verir. Babası omzundaki ipek topu kuşaktan ayırır ve gelin tahteravanına yerlestirir.
Damat Evinden Gelini Almaya Giden Kafile
Havaifişek dumanı, gong sesi ve davullar, kafilenin yola çıktığını haber verir. Damat gelecekteki oğullarını işaret etmek için yanında bir çocuk ve gelin tahteravanı ile beraber en önden ilerler. Arkalarından düğüne katılanlar, müzisyenler, dans eden aslan ve tek boynuzlu at takip eder.
Gelin evine ulaştıklarında damat gelinin arkadaşları ile karşılaşır. Gelinin arkadaşları içinde para olan kırmızı paketler ile tatmin edilmeden gelini vermezler.
Bazı durumlarda damat gelinin ailesi ile yemek yer ve kırmızı bir kağıda sarılmış, kızlarında bulacağı mutluluğu sembolize eden bir çift yemek çubuğu, iki şarap kadehi alır. Bazı bölgelerde damada tatlı longan çayı, şurup içinde iki lop yumurta ve transparan noodle, bazı bölgelerde ise az pişmiş yumurtalı bir çorba sunulur ve kızın ailesi ile bağlarını kırmayı sembolize eden, yumurtanın sarısını kırarak yemesi beklenir.
Damat Evine Yolculuk
İyişanslı kadın, ya da aile tarafından geline göz kulak olması için tutulmuş birisi gelini tahteravana sırtında götürür. Birisi gelini şemsiye ile kapatırken bir başkasi tahteravana pirinç atar. Bazı zamanlarda büyük ihtimalle çok eskilerde yaşanmış aşırı isteksiz kızlardan kalan bir uygulama olarak gelin tahta bir kafes içerisinde ayakları asma kilit ile bağlı bir şekilde taşınır.
Kötülüğü süzecek bir kalbur (shai-tse), ışığı yansıtacak metal bir ayna (king) gelini kötü etkilerden korumak amacıyla tahteravanın arkasına asılır. Bunun yanı sıra gelin çamaşırına, güvenli bir şekilde gelin yatağına varıncaya kadar çıkarmayacağı özel bir ayna iliştirir.
Kötü güçleri korkutmak amacıyla gelin, tahteravan ile ayrılırken havaifişekler atılır. Evliliği uğursuz etkilerden korumaya büyük özen gösterilir. Geline eşlik eden kadın katılımcılar yeni çiftin doğum yılları ile uyumlu olarak seçilirler.
Tahteravan dışarıdan geline gelecek en ufak bir uğursuz bakışı engellemek amacıyla perdeler ile sıkı sıkıya kapatılmıştır. Katılımcılar gelinin doğurganlığını sembolize eden tahıl veya fasulyeyi tahteravanın önünden dağıtırlar.
Damat Evine Varış
Kafile eve gelmeden hemen önce havaifişekler atılır. Tahteravanın önüne gelinin yere basmasını engelleyecek kırmızı bir halı serilir. Bütün ev halkı gelini karşılamak için bekler.
Ateşin kötü etkileri kovacağına olan inanç nedeniyle gelinin ocak üzerinden atlaması gerekir. Bir katılımcı hemen gelinin üzerinden ya da yanından kalbura bir miktar pirinç koyar. Eğer gelin uğur aynası taşımamışsa birisi gelin üzerine ışık tutar. Bazı yörelerde zenginlik muskası olarak bakır para dizisi asılır.
Ayinler gerçekleştikten sonra damat gelinin duvağını kaldırıp gelini görebilir.
DÜĞÜN
Gelin ve damat, Cennet ve Dünya, atalar ve mutfak tanrısı(Tsao-Chün)na saygılarını sunacakları aile sunağına yönlendirilirler. Damadın anne-babasına iki lotus tohumu ya da iki kırmızı hurma içeren çay sunulur. Ardından gelin ve damat birbirine eğilerek selam verir. Pekçok bölgede bu düğün töreninin sonudur ancak bazı yörelerde yeni çift tek bir kadehten şarap içerler, tatlı yerler ve birlikte düğün yemeğine katılırlar.
Nikah Odası
Törenin hemen ardından çift, yatağa oturacakları gelin odasına geçirilir. Bazı bölgelerde bal ve şarap kırmızı bir bağ ile bağlı iki kupaya konulur. gelin ve damat birer yudum alıp kupaları değişirler ve tüm kupayı içerler. Düğün günü ya da izleyen üç gün süresince yatak odası, genç çifte takılacak olan ziyaretçilere açılır.
Düğün Şöleni
Hem kız tarafında hem damat tarafında aile ve akrabalara olan saygının ifadesi olarak ziyafet düzenlenir. Bu ziyafetler sırasında kadınlar ve erkekler ayrıdırlar. Bu tek bir ziyafet olabileceği gibi, bir iki gün sürecek ziyafetler serisi de olabilir. İçlerinden en önemlisi birliği halka duyurmak amacıyla yapılan düğün gününde damat evinde verilendir.
DÜĞÜN SONRASI TÖRENLER
Ertesi Gün
Düğünün ertesi günü gelin şafak ile birlikte atalara saygısını sunmak için erken kalkar. Onun ardından damatın tanıdıkları ve arkadaşlarını resmi olarak tanıtılır. Her aile büyüğünün önünde diz çöker ve aile büyüğünden küçük bir hediye alır. Damadın anne-babası damadın evdeki büyüklüğüne göre geline bir ünvan verirler.
Üç Gün Sonra
Genel olarak düğünden üç gün sonra çift gelinin ailesini ziyaret ederler. Bu ziyarette gelin artık bir misafirdir.
Kaynak: Çin Tarihi ve Kültürel Projesi (www.chcp.org)
07.25.05
Yüzük parmağının hikayesi…
Yüzük parmağı olarak neden sol elin dördüncü parmağı kullanılıyor hiç aklınıza geldi mi?
Eski Yunanistan'daki bir inanışa göre, sol elin dördüncü parmağından geçen bir damar direk kalbe gidiyormuş, böylelikle bu parmağa takılan bir yüzük yapılan anlaşmanın kalpler arasında da yapıldığını ve birliğe ulaşıldığını belirtiyormuş.
Yüzüğün tarihçesine yönelik teoriler de kısa bir süre içerisinde burada olacak.
07.16.05
Kına geceleri
Çiftlerin tanışmalarından başlayıp evliliklerine kadar uzanan süreç, her ülkede, hatta aynı ülke içerisinde farklı yörelerde değişiklik göstermekte. Son zamanlarda batı kültürü, diğer alanlarda olduğu gibi düğünlerde ve düğün öncesindeki tatlı telaşta da etkisini gösterse de kına gecelerinin yeri hâlâ bir başka.
Kimi yörelerde eğlence sadece kadınlara ait iken, kimi yörelerde hem kadınlar hem de erkekler ayrı ayrı eğlenirler. Gecenin sonunda ise evlenecek gençlerin ellerine bereket ve uğur sembolü olarak kına sürülür.
Not: Yörelere göre kına gecelerinin ne şekilde gerçekleştiğini ilerleyen günlerde daha ayrıntılı olarak yazmaya çalışacağım.
07.08.05
Beyaz ve gelinlik
Gelinlik için beyaz renk ilk olarak ne zaman kullanılmış, ne zaman beyaz, gelinlik ile özdeşleşmiş hiç düşündünüz mü?
Eski Mısır’da gelinler üzerlerine kat kat pileli beyaz keten kumaş alırlarmış. Yunanistan’da beyaz kutlamayı temsil ettiği için gelinler mutluluklarını belirtmek amacıyla düğünlerinde beyaz kumaştan yapılmış kıyafetler giyerlermiş. Roma’da evlilik ve doğum tanrısına ithafen gelinler beyaz kaftana bürünürlermiş.
Düğünde beyaz giydiği kayıtlara geçmiş ilk gelin, 1499 yılında XII. Louis ile evlenen İngiltereli Anne. Onaltıncı ve onyedinci yüzyıllarda gelinler daha çok en iyi kıyafetlerini kullanmışlar evlilik törenlerinde. Yeşil haricinde hemen renk olan bu kıyafetleri günlük yaşamlarında da kullanmaya devam ediyorlarmış. Sadece soyluların düğünleri için özel kıyafet yaptırma lüksü varmış.
Ondokuzuncu yüzyıla kadar soylu ailelerden gelen gelinler gümüş ve kırmızı renklerin hakim olduğu, lüks kumaşlardan yapılmış gelinlikler giyerken, diğerleri yine göz alıcı ama sade ve çeşitli renklerde ve dokularda kumaş kullanmışlar kıyafetlerinde.
Günümüz gelinlik modelleri ise temellerini 1854 yılında Kraliçe Victoria’nın Prens Albert ile evlenirken giydiği, tamamen beyaz satenden oluşmuş, 5,5 metre kuyruğu olan gelinliğinden alıyorlar.
